Kardan adamlar yaptım, hepsini kahramanım sandım. Avuçlarımda eridiler..

Angular 4

24 Haziran 2017 de Enes Turan tarafından yazılmıştır.
anasayfa
anasayfa
anasayfa

Angular kullansak mı, kullanmasak mı? Tüm mesele bu 🙂

Konu ile ilgili detaylı bir yazı gelecek.

3 Kere okundu
Yorum Yok :(

İç Pazar Seyahat Acentelerinin Geleceği

15 Mayıs 2017 de Enes Turan tarafından yazılmıştır.
anasayfa
anasayfa
anasayfa

Turizm sektörü için 11 yıldır yazılım geliştiriyorum. E-ticaret alanında sektörün büyümesini, zorluklarını ve geçirdiği evrimi an be an yaşadım. Şimdi biraz gelecekten bahsedelim.

Ben bu işe 2006 yılında başladım. O zaman büyük seyahat acentelerinin web siteleri, bazı broşür siteler ve belki tam olarak ilk olmasa çoğu ilki yapan tatilvitrini.com vardı. O günkü sahibini tanıyorum ancak şu an ki sahiplerini bilmiyorum. Google adwords ile satış yapılabileceğini ispatlayan ilk turizmcilerden biridir ve tatilvitrini.com çok düşük tutarlarla reklam vererek büyük kazançlar elde edebildi. Google adwords reklam sistemi açık arttırma ile çalışan bir sistem olduğu için ve o gün reklam pek firma bulunmadığı için reklam maliyetleri bugüne göre 50 de 1 oranındaydı diyebiliriz. Net 50 de 1 değildir ama farkı anlayın işte.

Tatilvitrini.com u gören diğer sevgili turizmci arkadaşlar hemen web sitelerini açtılar ve olaya giriş yaptılar. Rekabet arttı, reklam maliyetleri yükseldi, karlılık azaldı 🙂 Karlılığın azalmasının yanısıra birde vade farksız taksit kampanyaları gelince sevgili acentelerimiz para kazanmak yerine zarar etmeye başladılar. Hatta öyleki, sattıkça daha çok zarar ettiler. Satmasalar daha iyi ama işte bir şekilde bu bataklığın içine girdiler, çıkmak için çırpındıkça daha da battılar. Çoğu acentenin ömrü 2 yılı geçmedi, burayı aşağıda açalım.

Şimdi siz diyeceksiniz etstur, prontotur, jolly tur vs var. Ben onlardan bahsetmiyorum, ben internet acenteciliği furyası sırasında çıkanlardan bahsediyorum. Bu firmalar daha öncede vardı, şimdide var, Allah nasip ederse bundan sonrada var olacaklar. Ancak internet acenteciliği, özellikle otel satışı alanı bu saman alevi gibi geldi ve geçiyor. Hatırlayın bir zamanlar fırsat siteleri vardı, şimdi yoklar 🙂

Örneğin erken rezervasyon olayı. Bu sistem şu an öldü diyebiliriz, 2010-2013 yıllarında çok popülerdi oysaki. Oteller erken alın ucuza alın dediler, 100 TL’ye sattılar. Sonra yazın ortasında 80 TL’ye sattılar. Bir oldu iki oldu, en sonunda insanlar erken rezervasyona inanmamaya başladı. Yukarıda bataklıktan bahsettim ya, bataklık tam olarak burası. Olay şöyle; acente bu yıl satışa başlıyor, ilk yıl olduğu için düşük fiyatlar ile satmaktan başka şansı yok. Haliyle yıl sonunda otellere bir miktar borcu kalıyor. Sonraki yılın erken rezervasyon döneminde maliyetine veya zararına satış yapıp para toplamaya ve geçen yılın borçlarını ödemeye çalışıyor ve ödüyor ancak bu yıl otellere ödemesi gereken parayı kullanmış oluyor. Yaz oluyor, günlük satışlar, gelen paralar, borçları yönetmek vs derken işler sarpa sarıyor. Acenteyi 1 gün idare edecek para kalmıyor ortada, görünürde çok para var evet ama aslında o para otellerin, acente sadece hamallık yapar duruma geliyor. Sonra birşey oluyor, ne bileyim sitesi teknik arızadan dolayı kapanıyor, google karttan para çekemediği için reklamı durduruyor, haliyle satış duruyor vs birşey oluyor ve acentenin nakit akışı tamamen bozuluyor. Sonra bir sürü insan otel kapılarında kalıyor, sonrası malum.

Şimdiki trend yaprak site denilen, her otel için tek sayfalık reklam sitesi hazırlamak. Acenteler, müşterilerin kendilerine güvenmediğini bildikleri için artık otel taklidi yapmaya başladılar. Siz google da otelin ismi ile arama yapıyorsunuz, karşınıza bir sayfa geliyor ve otel sayfası gibi duruyor. Tabi siz sayfanın otele ait olmadığını bilmiyorsunuz, güzel güzel rezervasyonunuzu yapıyorsunuz 🙂 Son 2 yıldır bu şekilde çok para kazanıldığını gördüm. 5-6 otel ile anlaşıp milyonlarca lira ciro yapan acenteler var. Dikkat, otel ile anlaşıp diyorum. Yani olay otelin bilgisi dahilinde yapılıyor. Şu an bu iş çok iyi gidiyor; otelci, acenteci ve otelden rezervasyon yaptığını zanneden müşteride hayatından memnun.

Peki bu iş ne zaman patlar 🙂

  1. Şu an bir otele, çağrı merkezi anlaşması için belki 2-3 acente gidiyordur, yakında 10 acente gitmeye başlar. O zaman acenteler arasında iş alabilmek için rekabet başlar, biri yüzde 10 isterken, diğeri yüzde 5 ister. Kazanç düşer.
  2. 5-6 otelle çalışan ve çok para kazananlar, daha sonra 10-20 otele ve daha fazlasına çıkmaya başlayıp daha çok para kazanmayı ümit eder ancak o iş bir süre sonra kontrol edilemez duruma gelir. Yukarıda bahsettiğimiz süreç tekrar başlar.
  3. Ve asıl en önemlisi, bazı otellerde sorun yaşadığınızda otel yönetimi sizi acenteye yönlendiriyor. Siz otelden satın aldığınızı düşünüyorsunuz ancak otel yönetimi sizi acenteye yönlendiriyor, kendisi çözmüyor. O an ne hissedeceğinizi bir düşünün, bu konuda internette yazılacak şikayetleri bir düşünün. Eğer bu son dediğim yapılmazsa bu iş uzun süre yürür. Diğer türlü 2-3 yıllık ömrü var.

Peki bundan sonra ne olacak; internet üzerinden otel rezervasyon dönemi bence şu an duraklama döneminde ama bu yıl itibari ile düşüşe geçer. Sadece büyük acenteler, marka olmuş ve insanlara güven verebilen acenteler bu işe devam edecektir. Erken rezervasyon zaten bitti, insanlar otele gitmeden 1-2 hafta önce rezervasyon yapıyorlar. Yeni bir web sitesi açayım, internetten otel satayım fikri çok zor bir fikir. Küçük ve orta ölçekli seyahat acenteciliği, paket tur satışı sisteminde devam edecektir. Paket tur satışının çok başarılı olacağına inanıyorum, bu konuya yapılacak yatırım otele göre daha fazla kazanç sağlar ve müşteriniz ile doğrudan temas ettiğiniz için daha fazla tekrar müşterisi getirir. Bir acenteden otel aldığınızda acenteyi bir daha görmezsiniz, otele gider işinizi bitirirsiniz ancak iş tur olunca, acenteden biri gelir ve size rehberlik eder. Haliyle acente ile daha fazla etkileşim içinde olursunuz. Doğru organizasyon ve doğru destinasyonlar ile paket tur satışının para kazandıracağına inanıyorum. Gelecek burada.

Ek bilgi: Bu yazıda oteller ve incoming acentelerinden bahsetmiyoruz. Ingoing ve outgoing acenteler bahsediyoruz.

23 Kere okundu
Yorum Yok :(

Webmaster Araçları

8 Mayıs 2017 de Enes Turan tarafından yazılmıştır.
anasayfa
anasayfa
anasayfa

Kaldığımız yerden devam, önceki yazımızda SEO maceramızın nasıl başladığını anlatmıştım. Bu yazıda yeni neler yaptık, onlardan bahsedeceğim.

Bugün google webmaster araçları ekranını kontrol ettim ve tilki.co’nun eski sisteminde var olan 2422 URL’nin sadece 302 tanesinin google da ekli olduğunu gördüm. Muhtemelen kopya içerik, dandik tasarım öğeleri gibi sebeplerle google bunları eklemeye bile gerek duymadı 🙂 Şimdi karar vermemiz gereken konu, var olan linklerle devam edelim mi etmeyelim mi? 302 tane linkimiz var, onları kaybetmeye gerek yok. Ancak şimdi yeni bir link yapısı kurmamız gerekli. Yeni link yapısı breadcrumb formatına uygun olacak, haliyle önceki linkler zaten sıkıntılı. Bu sebeple eski linkleri 301 yönlendirmesi ile yeni oluşturacağımız link sistemine yönlendireceğiz.

Analytics tarafında ise bir değişiklik yok, siteye girenler çıkanlar sabit.

Tilki.co’nun yeni sistemi için yeni bir admin panel geliştiriyoruz. İlk eklediğimiz alanlar tabiki otel ekleme ve ilgili bölümleri içeriyor. Burada otel tanıtımları için yazılan yazılarda özgünlük kontrolü yapan bir yazılım geliştirdik. Tanıtım yazılarını ben ve ofisteki diğer arkadaşlar yapacaklar ve sisteme eklenen her otel için prim alacaklar. Tüm yazıların kontrolünü ben yapamayacağım için sistemsel bir kontrolün doğru olacağını düşündük. Burada en önemli konu yazının özgün olması. Geliştirdiğimiz yazılım, otel için yazılan yazıyı çeşitli formatlar kullanarak google da arıyor ve bir cevap gelip gelmediğine bakıyor. Gelen cevaplara göre yazının özgünlük yüzdesini belirliyor. Biz burada bir alt değer belirleyeceğiz ve örneğin %80 özgün olan bir yazı kabul edilir diyeceğiz.

Ancak burada bir sıkıntı var; Kelime değişiklikleri özgün kabul ediliyor. Örneğin doktor yerine hekim yazarsanız, bu yazı özgün olmuş oluyor. Tüm makale özgünlük kontrolü yapan sistemlerde bu durum aynı. Peki google da nasıl? Bu konuda araştırma yaptım ama bir çözüm bulamadım. Sanırım deneyip göreceğiz.

Yakında web sayfamızı oluşturmaya başlayacağız. Asıl SEO çalışmamızda o zaman başlayacak.

 

35 Kere okundu
Yorum Yok :(

Bir SEO Macerası

1 Mayıs 2017 de Enes Turan tarafından yazılmıştır.
anasayfa
anasayfa
anasayfa

E-ticaret yazılımları üretiyorum ancak hiç kendim yoğun bir e-ticaret çalışması yapmadım. Yesilelbise.com ile ilgili bir çalışma başlattım, yoğun yatırım yaptım ancak stoklu ürünlerle ilgili bizim yapamayacağımızı anladım. Yaptığımız yatırımda boşa gitti diyebilirim. Bu yüzden bizim yapmamız gereken işin hizmet satışı olduğuna ikna oldum 🙂

Bir diğer ikna olduğum konu ise, eğer başarılı olacaksak bunun turizm konusunda olma ihtimali daha yüksektir. Bu sebeple tilki.co yu yeniden aktif hale getirme çalışmasına başladık.

Tilki.co için, turizm özelinde çok zorlu bir SEO çalışmasına başlayacağız. Aklımda birçok gelir modeli var ancak bunların hangisinin uygulanmasının daha doğru olacağını bilmiyorum. İlk hedefimiz günlük 10000 kişinin siteye girmesini sağlamak. 10000 kişinin siteye girmesi ile alexa sıramız ve haliyle ortaklarımıza gönderdiğimiz kişi sayısıda paralel olarak artacak, SEO çalışmamız başarılı olursa arama sonuçlarında da görünürlülüğümüz artacağı için daha çok ilgi çekmeye başlayacağız. Adwords reklam bütçemiz olmadığı için bunu yapabileceğimiz en maliyetsiz ve kalıcı yol SEO çalışması olacak.

Burada SEO ile ilgili ne yaptığımızı, nasıl yaptığımızı, sosyal medya çalışmalarımızı vb detayları anlatıp ne sonuç aldığımızdan bahsedeceğim. Bu yazı, bu dizinin ilk bölümü oldu 🙂

Şu an tilki.co sıfır noktasında. Bu yazı 1 mayıs 2017 de yazıldı ve 1-30 nisan aralığı için tilki.co nun toplam ziyaretçisi 82 kişi. Yani günlük ortalama 2.73 kişi 🙂 Elimizde ne var; birkaç siteden aldığımız 33 backlink ve yıllanmış bir domain adresi.

Şimdi ilk işimiz web sitesini yenilemek olacak. Bunun için hazır tasarım kullanacağız, hazır bir tasarımı alıp modifiye edip kendimize göre düzenleyeceğiz. Bu şekilde vakit kaybetmeden yayına çıkabiliriz diye düşünüyorum.

Diğer taraftan sosyal medya kanallarımıza ağırlık verip Facebook ve Instagram takipçi sayımızı arttırmayı hedefliyorum. Twitter ile ne yapılabilir onu çok çözmüş değilim, twitter’ın sosyal medya pazarlaması açısından getirisi çok olmaz gibi görünüyor. Twitter platform olarak haber alma işine odaklanmış durumda, burada bir çalışma yapmamız bize ne kazandırır veya yapmamamız ne kaybettirir gerçekten bilmiyorum. Twitter’da reklam verildiğinde sonuç alınacak biryer olsa birçok firma reklam verir ve twitter’ın kendisi para kazanırdı. Ancak twitter’ın kendisi bile her yıl zarar açıkladığına göre burada büyük bir sıkıntı var. Önceliğimiz facebook ve instagram olacak ve twitter’ı biraz arka plana bırakıp birşeyler yapacağız. Bu şekilde enerjimizi daha odaklı tutmayı hedefliyorum. Youtube, pinterest, google+ vb yerlerde hesaplarımız var ancak bu platformlar için bir planım yok. Olursa paylaşırım.

Vira bismillah 🙂

36 Kere okundu
Yorum Yok :(

Vermiş subliminali

19 Ağustos 2016 de Enes Turan tarafından yazılmıştır.
anasayfa
anasayfa
anasayfa

EA firması uzun süredir Battlefield oyunu üzerinde çalışıyor, yeni oyun uzun süredir heyecanla bekleniyor. Piyasaya çıktığında 100 milyondan fazla satar diye bekliyorum, ne kadar popüler olduğunu siz düşünün.

Bu günlerde Gamescom oyun fuarı devam ediyor ve birçok oyun firması piyasaya sürecekleri oyunları tanıtıyor. Haliyle Battlefield oyunu içinde tanıtım vardı ve youtube üzerinden canlı yayınlandı. Buraya kadar herşey normal ancak gariplik tam olarak burada başlıyor; tanıtımı yapılacak olan oyunda seçilen taraflar İngiltere ve Osmanlı. Hani insan kuşkulanmıyor değil. Oyun 15 dakikalık 2 karşılaşma ile tanıtılıyor, 2 seferde de Osmanlı yeniliyor. Hmm…

Şimdi oyunu oynayanlar İngiliz ve Türkler değil, EA firmasının elemanları veya orada seçilen kişiler. Bu iki ülke bir eleme süreci ile oraya gelmedi, haliyle birileri seçti. Şimdi insan merak ediyor, siz bugüne kadar ne zaman Osmanlı, bu şekilde dünya çapında izlenen bir organizasyonda seçer oldunuz? Tüm bunlar benim yorumum olmakla birlikte buradan şunu anlıyorum, İngiltere ile Osmanlı arasında 2. bir savaş olacak ve Osmanlı yine kaybedecek diyorlar. Osmanlı yerine siz istediğinizi koyun. Dediğim gibi, bu benim yorumum.

Bahsettiğim video ise linki: https://youtu.be/mmwclMxQQ3g?t=2h36m22s

272 Kere okundu
Yorum Yok :(

Yazılımcı Klavyesi

14 Mart 2016 de Enes Turan tarafından yazılmıştır.
anasayfa
anasayfa
anasayfa

Yaklaşık 10 yıldır aynı kablosuz klavye ve mouse setini kullanıyor. Ancak çok fazla pil tüketir duruma geldiler. Her ay 4 adet pil alıyorum ve tanesi 7-8 TL, yıllık pil maliyeti 90-100 TL’yi buluyor. Hal böyle olunca pile vereceğim para ile yeni bir klavye alayım dedim. Aklımda vardı ama herhangi bir alma gayreti içinde olmadım.

Geçen günlerde yine piller bitti, bende çıktım markete giderken bilgisayar parçaları satan bir yere girdim ve klavye sordum. Bana birçok klavye gösterdikten sonra Wireless Desktop 3000 ürününü gösterdi. Ürünün fiyatı 150-160 TL ancak bu arkadaşın elindeki ürünün üzerinde rusça etiketler var. O yüzden 90 TL dedi. Bende “ooo iyimiş alayım o zaman” deyip aldım, almaz olaydım.

Alet rusça düzenine göre ayarlandığı için tuşların yerleri farklı. Örneğin <> karakterleri için tuş yok, 2 tuşa basarak yazabiliyoruz ve çok alakasız bir yerde. Silme tuşunun altında büyükçe bir enter tuşu olmalı ama yok, onun yerine virgül, enter ve shift tuşları sıralanmış. Haliyle noktanın yeride farklı. Böyle olunca klavyeye bakmadan yazan ben yazamaz oldum. Ayrıca işimiz web siteleri için HTML kodlama yapmak, e HTMLde de cümleye < ile başlanıp > ile bitirilir. Hal böyle olunca durum iyice sarpa sardı. Neyse farklı bir klavye ile değiştirip çözdüm olayı.

Ancak bu kısa maceradan çıkardığım dersler şöyledir;

Öncelikle daha ucuz olsun veya daha az yer kaplasın diye daha az tuşlu klavyelerden bence uzak durmalı. <> tuşu bizim için çok önemli, bu tuşu yok saymak olmaz. Ayrıca büyükçe bir enter tuşuna ihtiyaç var, bol bol enter kullanıyoruz. Yön tuşları ayrı olmalı, iç içe geçmiş bir klavye bazen sıkıntılı olabilir. Page up – page down, home – end tuşları alt alt olmalı, bir orda biri burda olursa çok zor.

Ayrıca, F tuşlarına bazı klavyelerde ek fonksiyon ekliyorlar. Bazı klavyelerde F lock özelliği var bu şekilde ek fonksiyonları kapatabiliyorsunuz ancak benim eski labtop’um da olduğu gibi kapatamayabilirsiniz. Bu durumda F tuşlarına ihtiyaç olan yerlerde ortaya yine saçma sapan şeyler çıkıyor.

Klavyenin kalın tuşlu veya ince tuşlu olması kişinin keyfine göre bir konu. Ben uzun süredir kalın tuşlu bir ürün kullanıyordum, artık ince tuşlu kullanmak istiyorum. Birde bazı klavyeler çok sesli, sanki taşa çivi çakıyoruz. Sessiz bir klavye almak bazen önemli olabilir.

627 Kere okundu
Yorum Yok :(

New Horizons ve 5 milyar km

16 Temmuz 2015 de Enes Turan tarafından yazılmıştır.
anasayfa
anasayfa
anasayfa

Nasa 9 yıl önce nükleer yakıt ile çalışan “New Horizons” isimli uydusunu gönderdi ve uydu bu hafta içinde Pluton’a 12500 km öteden selam çakıp güneş sisteminin dışına doğru yoluna devam etti.

Şimdi gelelim benim asıl değinmek istediğim konuya; adamların 9 yıl önce geliştirmeyi tamamladıkları teknolojiye bakalım. Alet 2006’da uzaya gönderilmiş, haliyle kullanılan teknoloji daha önceye dayanıyor. Proje başlanğıcı 2001. 2016 yılında sona erecek ve toplam maliyeti 650 milyon dolar.

Öncelikle iletişim teknolojisi, alet 5 milyar km öteden fotoğraf çekip dünyaya gönderebiliyor. Evde kullandığımız modemlerden 10 mt uzaklaşınca düşen bağlantı gücünü düşünün ve bunu 5 milyar km ile karşılaştırın, bağlantı gücü ne kadar düşük, hatta bir bağlantı bile yok. Plütondan veri gönderme hızı yaklaşık saniyede 1 kbit. Yani cep telefonundan çektiğin bir fotoğrafı 1 kaç günde ancak gönderirsin.

Uydu bu mesafeden rastgele yayın yapamaz, yaparsa o sinyal bize ulaşmaz. Haliyle sinyali odaklayıp göndermesi gerekir, çanak benzeri bir sistem olmalı. Burada da konumlandırma konusu var, alet kendi bulunduğu noktayı, dünyanın bulunduğu noktayı öyle hassas hesaplamalı ki 5 milyar km ötede onu dinleyen bir alıcıya sinyalini ulaştırabilmeli. Anteni 1 cm aşağı yukarı yöne döndürse belki sinyal dünyaya ulaşmayacak. Tabi bu esnada plütonun ve dünyanın kendi yörüngelerinde sürekli hareket halinde olduğunu unutmayın. Hadi dünyada büyük antenler var aletin gönderdiği sinyali alabiliyoruz. Bizim gönderdiğimiz sinyalleri o nasıl alacak? Demekki bir çözüm üretmişler.

Alet nükleer yakıt ile çalışıyor. Radyokkopik termoelektrik jeneratörü var üzerinde plütona vardığında 200 Watt gün üreteceğini hesaplamışlar. Normalde ilk gönderilirken 250 Watt güç üretiyormuş.

Aletin hızı ise saniyede 14.52, saatte 52.272 km.

Şimdi olaya şöyle bakmak lazım, adamlar uzay teknolojisi geliştiriyor ve bu teknolojileri günlük hayatta kullanılabilir teknolojilere çevirip bize satıyorlar. Uzay araştırmaları boş iş mi? Bence değil. İnsanın yeni icatlara yapabilmesi için kendisini ciddi şekilde zorlaması gerekli, yoksa şu an ki durumumu koruyayım yan gelip yatayım diyerek yenilik üretilmez. Eğer sen derin uzayın soğuk ortamında çalışabilen bir sistem üretebilirsen kutuplarda kolaylıkla çalışırsın. Eğer sen buradan 5 milyar km öteye bir robot gönderip tüm işleri senin önceden programladığın şekilde çalışmasını sağlayabilirsen, insansız hava aracı yapıp düşman gördüğün kişiyi kolaylıkla öldürebilirsin.

Amerika’nın dünyayı yönetiyor olması boşuna değil. Bu uydu üzerinde “Student Dust Counter (SDC)” adı verilen Colorada Boulder üniversitesi öğrencilerinin geliştirdiği bir alet bulunuyor. Bizim bilgisayar mühendisleri okuldan adam akıllı 1 proje üretmeden mezun olurken elin oğlu uyduya ekipman geliştiriyor.

Bizim üniversite öğrencilerinin geliştirdiği minik uyduyu, güneş enerjisi ile çalışan araçlarını unutmadım elbette. Ancak bu kadar üniversite, bu kadar hoca, bu kadar öğrenci ve tüm bunlar için devletin her yıl harcadığı milyonlarca belki milyarlarca lira para varken sonuç ortada. Yukarıda bir kısmını saydığım teknolojileri geliştirmek için harcanan çaba, çözülen yüzlerce binlerce problem var. Teknoloji toprakta yetişen birşey değil neticede, çok uğraşmak çabalamak gerekiyor ve adamlar bunu yapıp, dünyayı yönetmeyi başarıyorlar.

Elin oğlu neyle uğraşıyor, bizim memleket neyle. Çok çalışmak lazım. Tembellikle bir yere varılmadığını, Yunanistan örneği ile görüyoruz.

Bir sonraki yazı yerli teknoloji üzerine, yeniden bekleriz 🙂

New horizons tarafından çekilen plüton fotoğrafı.

New horizons tarafından çekilen plüton fotoğrafı.

 

498 Kere okundu
Yorum Yok :(

SOAP XML verisini diziye aktarmak

30 Nisan 2015 de Enes Turan tarafından yazılmıştır.
anasayfa
anasayfa
anasayfa

PHP ile SOAP alt yapısını kullanan web servislerinden alınan XML sonuçlarının diziye aktarılması için aşağıdaki kod kullanılır, hayat kurtarır;

$xml = file_get_contents($response);

// SimpleXML seems to have problems with the colon “:” in the <xxx:yyy> response tags, so take them out
$xml = preg_replace(“/(<\/?)(\w+):([^>]*>)/”, “$1$2$3″, $xml);
$xml = simplexml_load_string($xml);
$json = json_encode($xml);
$responseArray = json_decode($json,true);

Kaynak: https://simplysalim.wordpress.com/2012/02/01/php-parse-soap-response-to-an-array/

696 Kere okundu
Yorum Yok :(

Evde Sarılık Tedavisi

5 Ekim 2014 de Enes Turan tarafından yazılmıştır.
anasayfa
anasayfa
anasayfa

Bizim kız doğduğunda sarılığı 14-15 civarındaydı. Birkaç gün sonra kontrol edildiğinde bir miktar düşmüştü ancak yeterli değildi. Sarılık yükselirse küveze yatırmak gerekiyor.

Biraz araştırdım, nedir nasıl tedavi edilir vs. Yenidoğan bebeklerde sarılık olmama ihtimali yok, bebek doğduğu için sarılık oluyor. Tedavisi ise bildiğimiz ışık. Özellikle mavi renk ışığın daha etkili olduğuna dair çalışma sonuçları bulunuyor. Küvezlerde mavi led kullanılıyor ancak elimizde mavi led bulunmuyorsa beyaz ışıkta işimizi görür.

Ben nasıl yaptım; bir tane masa lambası aldım ve bulabildiğim en güçlü tasarruflu beyaz ampülü aldım. Dikkat, masa lambanız üzerinde maksimum kaç watt desteklediği yazar, ona göre bir ampül bulun. Benim kullandığım 40 watt gücündeydi. Ampülün beyaz olması önemli, beyaz renk tüm renklerin birleşiminden oluşur, yani içinde mavi ışık frekansları da var. Kızımı bazen sadece bezi kalacak şekilde, bazen sadece üstü olacak şekilde yatırdım ve gözünü siyah bir kumaşla kapattım. Kumaş likralı, yani esnek bir kumaş olmalı ve bağlamalısınız. Bebeğiniz bir hareketi ile kumaşı atabilir, ne olur ne olmaz. Kumaşı kendi gözünüzün önüne getirip ışığa bakın, ışığı görmüyor olmanız gerekli. Güçlü bir ışık kullanacağımız için bebeğinizin gözüne zarar verebilir, aman dikkat. Kızımı yatırdım ve masa lambasını baş ucuna yerleştirdim ve doğrudan vücuduna bakacak şekilde ayarladım. Ampul kızımdan 20-30 cm uzakta duruyordu. Gündüzleri perdeleri açıp güneş ışığı doğrudan üzerine gelmeyecek şekilde yatırdık, bu şekilde gündüz güneş ışığı gece ampul ile 10 gün geçirdik. Sonuç; sarılık 11 e düştü ve hayati tehlikeyi atlattı. Şimdi 1 aylık oldu, hala sarılık emareleri var ama çok azaldı.

Hastaneye gitmedik, zorluk çekmedik gece yattık uyuduk, tehlikeli durumlarda kalmadık. İyi oldu yani 🙂

Dikkat, sarılık tedavisi sadece ışıkla yapılmaz. Bebeğinizi bolca emzirmeniz gerekli çünkü ışık bebeğinizin vücudunda kimyasal bir tepkimeye sebep olur ve sarılığa sebep olan kandaki bileşenler parçalanır. Bu parçalanma ile oluşan maddelerin vücuttan çiş ile atılması gerekli, bunun için bolca emzirmeniz gerekiyor 🙂 Bebekler su içmez derler ya, bence az az verin. Abi çocuğun işemesi gerekli, su onun gerekli. Abartmayın ama, 15-20 damla veya biberondan 2 – 3 emme diyelim.

Geçmiş olsun, Allah şifa versin.

19.962 Kere okundu
Yorum Yok :(

1 aylık baba

3 Ekim 2014 de Enes Turan tarafından yazılmıştır.
anasayfa
anasayfa
anasayfa

Dün itibari ile 1 aylık baba oldum. Gerçekten çok değişik, tarif edilemez, ilginç, yaşanması gereken bir durum. Güzellikleri, zorlukları bir arada. 1 ay önce kızım doğdu. Eve getirdik, eşimle birlikte birbirimize bakıyoruz ve biz şimdi ne yapıcaz diyoruz. Tutmaya dahi kıyamıyorsun, öyle güzel.

İlk günleri zorlu olur, bilen bilir. Çocuk doğmuş, ne olacağı belirsiz, hasta mı değil mi diye bir sürü kaygı içindesin. Canlı bir görüntüsü varsa için rahatlar, yoksa daralırsın birşeyi mi var diye. Gece uykun bölünür, hatta uyuyamazsın, ağlarda duyamam diye korkarsın.

Sarılık olayı bambaşka bir konu, onu sonraki mesajda anlatacağım.

Kızım 1 – 2 haftalıkken izlemeye doyamıyorum, sürekli gözüm onda. Döndüm babama, “baba sende bana böyle baktın mı” dedim 😀 Eşim doğum sancısı çekerken, bende mi böyle doğdum diyordu. İnsan kendi varlığını sorgulamaya başlıyor resmen. Hani annemiz babamız “çocuğun olunca anlarsın” der ya, aynen öyleymiş.

Diğer taraftan şükretmek için yeni bir fırsat bu. Allah, Şura suresi 49. ayette “Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır. Dilediği şeyi yaratır. Dilediğine kız (çocuk) ve dilediğine erkek (çocuk) bağışlar” diyor. Ne mutlu bize ki bir kız çocuk bağışladı. Hiç çocuk vermeyebilirdi de ve böyle bir lezzetten, nimetten mahrum kalabilirdik. Şükürler olsun. Kızımızın adını da bu ayetin olduğu sureye ithafen, “Şura” koyduk.

Ömrü hayırlı, bahtı açık olsun.

729 Kere okundu
2 Yorum Yapıldı
Toplam 16 sayfa, 1. sayfa gösteriliyor.12345...10...Son »